İçeri git

Küçüktüm. Her yere sığacak kadar küçüktüm. Şekilsizdim. Kafam öylesine büyük ellerim o kadar küçük...

Bugüne en uzak hatıra kadar bulanık, şu an aldığım nefes kadar net hatırlıyorum. Her şeyin bir arada olduğu bir yerdeydim.

Bir şey hissederdim çok şiddetle. İçimde incelip incelip kalınlaşan bir şey. İncelip incelip tam kopacak gibi olurken birden kalınlaşmaya, büyümeye başlayıp beni de içine alıveren bir şey... Dışımdaydı belki de, tenime değiyordu da ben onu içimde sanıyordum. İçin dışın bir olduğu bir yerdeydim.

Çok ama çok küçüktüm o zamanlar. Ne yaptığımı, neden yaptığımı bilemeyecek kadar küçük. Sıcağın soğuğun, karanlığın aydınlığın, kolayın zorun, iyinin kötünün olmadığı bir yerdeydim.

Bir şey bekliyordum sanki ama beklediğimi bilmiyordum. Nefesini tutup beklemek nedir bilmiyordum, nefes nedir bilmiyordum. Oradaydım. Havada uçar gibi, suda yüzer gibi, boşlukta asılı durur gibi... Hangisiydi bilmiyordum.

Sıkılmıyordum, çünkü zaman nedir bilmiyordum. Herkesten ve her şeyden kaçmak istemiyordum çünkü kalkıp bir yere gitmenin ne olduğunu bilmiyordum. Başka yerde olunamayacak bir yerdeydim.

Bir tek o, incelip kalınlaşan şeyi biliyordum. Seneler sonra öğrendim onun ne olduğunu. Televizyonda gördüm bir gün. Evren, binyıllarca daralıyor, sonra bir an genişlemeye başlıyor ve binyıllarca genişliyormuş. Ve bu böyle sürüp gidiyormuş. Bir yer varmış, orada her şey, her şey olmayı bırakıp hiçbir şeyleşiyormuş. O gün anladım ki, oradayken, içerideyken, henüz atmosfere doğru "BEN buradayım" diye bağırmamışken, ben evrenmişim, evren de benmiş.


Şule Öncü