İstanbul'dan yeni müzik - I

Ocak ayında İtalyan Kültür'de Yeni Müzik adı altında dört genç bestecinin eserlerinin seslendirildiği bir konser gerçekleştirildi. Müzisyenlerin genç olmalarının yanı sıra ortak noktaları İTÜ MİAM ( Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi) çıkışlı olmalarıydı. Bunu fırsat bilip, bu genç kompozitörlerden, caz çalışmalarıyla da yakından tanıdığım Onur Türkmen ve Selen Gülün ile hem yeni müzik hem de MİAM üzerine söyleştik. Tek bir yazıydı hedefim ama ikisi de ayrı ayrı o kadar güzel anlattılar ki, olduğu gibi sizinle paylaşmanın daha iyi olacağını düşündüm. Onur'la başlıyoruz...

Selen de sen de Berklee mezunusunuz ve artık İstanbul'da yaşıyorsunuz. İTÜ MİAM'da kompozisyon üzerine master yaptınız. Herkes sizin caz çalışmalarınızı biliyor ama sanıyorum MİAM'ın hayatınıza girmesiyle birlikte başka yönelişler de başladı. Ben de açıkçası nasıl bir yer MİAM, neler öğreniyorsunuz orada, neler yaşıyorsunuz merak ediyorum.
Berklee bittikten sonra Audio Fact'le falan çalıyorduk ama benim hep içimdeki şey bestecilikti. Berklee'de bir şeyler başladı ama kendimi bir yere gelmiş gibi hissetmiyordum o konuda. Selen ve Tolga Yayalar Berklee'den arkadaşlarım ve onlar benden bir sene önce MİAM'a girmişlerdi. Beni bir yaylı dörtlüsü konserine davet ettiler. İşte o konserde ben çok sevindim böyle bir oluşuma. Nedir, ne değildir derken ben de girdim. Ben MİAM'ın çok şanslı bir oluşum olduğunu düşünüyorum. Kamran İnce ile Cihat Aşkın'ın birlikte kurdukları bir şey. Onların şöyle çok büyük bir başarısı olmuş bence; yurt dışından getirdikleri hocaları çok dikkatli seçmişler. Bazıları için bu bir şans. Ama bazıları da Kamran'ı tanıdıkları için burayı tercih etmiş olabilir. Hem Amerika'daki hem de Avrupa'daki okullardan daha değişik bir oluşum olmuş bu. Çok yenilikçi kafaların bir araya geldiği bir şey olmuş. Burada neler oluyor? Kompozisyon adına bir şeyler yapılıyor. Sürekli bir şeyler dinleniyor, bir şeyler tartışılıyor. Orada da kendi içinde bölünmeler var, ondan sonra bahsedeyim. MİAM'da İstanbul'un çok iddialı stüdyolarından biri var. O yüzden de iyi bir tonmayster'lık eğitimi veriliyor. Tonmayster arkadaşlarımız isterlerse computer müzik ve elektronik müzik tarafına gidiyorlar. Artı bence güçlü denilebilecek bir etno-müzik departmanı da var. Bunun bir Türk müziği tarafı var, bir de şimdi başında Robert Reigle'ın olduğu daha okyanus adaları, Japon ve tüm dünya müziklerinin olabildiğince tartışıldığı bölüm. Bunların da beslendiği aslında İstanbul'un çok iddialı kütüphanelerinden birisi var. Özellikle 20. yüzyıl bestecilerinin eserlerinin bulunabilmesi açısından, yanlış bir şey söylemeyeyim ama Borusan'dan iyi. Zaten ikisi var. Skor ve CD olarak gerçekten çok iyi bir arşivi var. Klasik müzik repertuarı ve Early Music denilen türün de örnekleri var.

Bu kütüphane herkese açık mı?
Açık. Ben bütün müzisyen arkadaşlarıma söylüyorum oraya gelmelerini. MİAM öğrencisi değillerse kütüphaneden dışarıya bir şey çıkartamazlar ama orada fotokopi alabilirler ve müzik dinleyebilirler. Ayrıca her Salı saat 15.00'de hocalarımızın verdiği kompozisyon seminerleri var. Bunlar da katılıma açık aslında ve özellikle müzikle ilgilenen, beste yapan insanların gelmelerini tavsiye ederim. Böyle bir oluşum MİAM. Kompozisyon konusunda biraz daha teknik bilgilere girersem... Kompozisyon konusunda iki tane ekol var. Biri Kamran İnce'nin temsil ettiği, biri de diğer hocaların -tabii ki her kişinin farklıdır ama- temsil ettiği ekoller var. Kamran İnce kendini modernizme tamamen karşıt ve minimalizmin post-minimalizm tarafında görüyor ve o taraftan ilerliyor. Diğerleri de biraz daha modernizmi reddetmeyen, o civarda dolaşan besteciler. İşte bu kapsamda Spectral Müzik Konferansı falan da yapıldı.

Bu bilinçli olarak oluşturulmuş bir biçim mi? MİAM'ın kurucularından biri olarak Kamran İnce'nin illaki benim görüşüm olacak diye bir tavrı da yok o halde.
Yok, hayır. Ama mesela Spectral Müzik Konferansı olduğu zaman Kamran sadece bir izleyici olarak katıldı ve sonradan da kuvvetli bir eleştiri yaparak, kendi fikrini söyledi. Ama böyle bir şey yapılmasına da memnun oldu. Yani taban tabana bir fikir ayrılığı var ama iki taraf da bir şekilde yan yana yürüyebiliyor. Tabii bu öğrenciler açısından çok iyi oluyor.

Senin için de...
Ben belki de biraz marjinal bir şey söylüyorum; MİAM'da hayatımın en mutlu üç yılını geçirdim müzikal olarak. Arkadaşlarımdan çok mutluyum, çok birbirimizi besledik hem de iyi dost olduk. Bir kısmı benim önceden tanıştığım, zaman zaman karşılaştığım insanlardı. Cevdet (Erek) olsun, Kerem Tüzün olsun. Birbirimizi hem duygusal olarak hem müzikal olarak çok besledik, çok fikir alış verişi yaptık. Onun haricinde de çok yoğun bir program var. Ben MİAM'a başlarken acaba ne kadar vaktimi alır, diye düşünüyordum. Gerçekten çok vakit alıyor ama çok şey öğrendim. Berklee'de öğretilen şeylerle karşılaştırılamayacak kadar ilerledim yani.

Öğrenciler okul bünyesinde konserler de verebiliyorlar sanırım. Bu da üretimlerini paylaşabilmek için güzel bir olanak.
Evet. Konserler sürekli olmuyor ama olması için uğraşıyoruz. Yalnız bir şey daha söylemek istiyorum; MİAM ilk açıldığında ben o zaman Boston'daydım. Kim olduğu önemli değil, görüştüğümüz bir müzisyen bize İstanbul'da bir okul açmışlar, işte oradan buradan, çocuk hukuğu bile bitirse alıyorlar, böyle bir şey olur mu, demişti. Şimdi böyle bir şey var hakikaten ama orada da Kamran Hoca'nın ve diğerlerinin kredisini vermek istiyorum. İlk bakışta çok riskli gelebilecek bir şey var; MİAM müzik diplomasını şart koşmuyor. Herhangi bir bölümden mezun olup ama müzisyen olarak da bunu yaptım, diyerek oraya girebilirsin. İşte bu insanları gerçekten çok iyi değerlendirdiler. Mülakatlarda öğrenci seçmeyi çok iyi yapıyorlar, bunu nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama öğrenci kalitesi çok yüksek. Gerçekten mimarlık bitirmiş, oraya da hadi askerden yırtayım, şeklinde birisi de giremiyor. O dengeyi çok iyi kurmuşlar. Öğrencilerin ilerleyebilmesinin nedeni de; konservatuvar gibi katı bir eğitim değil ama ayakları yere sağlam basan bir eğitim verilmesi.

Yeni müzik konserleri nasıl oluştu? Nasıl bir araya geldiniz?
Yeni müzik... Yeni müzik ne demek?

Evet. Ne demek?
Yeni müzik çok kaba olarak Batı kompozisyon geleneğinin bugün devam eden şekli. Buna eskiden modern müzik, çağdaş müzik diyorlardı ama her müzisyen modernizmle hemfikir olmayabiliyor. Dünyada post-modernizim bitti. Artık herkes kafasına ne eserse yapıyor. O yüzden modern müzik değil bu. Çağdaş müzik de Türkiye'de çok farklı algılanıyor, o da değil. İngilizcede de 'new music' olarak geçiyor bu, bir de konser müziği, 'concert music' derler buna. Son dönemlerde eski müzik, Barok müzik falan da çok popüler oldu, o da 'early music' olarak adlandırılıyor. O yüzden new music de çok oturdu. Yani sadece biz değil, tüm dünyada kullanılan bir şey bu.

Ocak ayında ilk kez Yapı Kredi işbirliği ile Yeni Müzik adı altında bir konser verdiniz. Ve bu konserler devam edecek. Biraz bu konserlerden ve birlikte çalışmalarınızdan söz edelim mi?
Geçen sene Yapı Kredi MİAM'da bir şeyler yapalım, diye teklif etti. Mehmet Demirtaş, o da bir besteci ve Yapı Kredi'de bu müzik organizasyonlarını tertipliyor. Geçen sene ben, Eray (Altınbüken) ve Tolga Yayalar -Horvard'a giden arkadaşımız- gittik. Galiba "Çağdaş Müziğe Giriş"ti adı, bir panel yaptık. Güzel geçti. Sonra ben biraz kafaya takmıştım, her şey iyi hoş ama konser yapamıyoruz, diye. Elektronik müzikçiler biraz daha iyiler bu konuda ama biz hiç yapamıyoruz. Mehmet Demirtaş'ı aradım. O inanılmaz pozitif bir tepki verdi. Sonuçta ben üç arkadaşımdan daha (Selen Gülün, Eray Altınbüken, Kadri Şendil) beste aldım ve ilk konseri İtalyan Kültür'de yaptık. Ancak o konserde, minimum 150 kişi gelmezse bir daha konser zor, dendi ve o konser tıklım tıklım doldu. Müzisyenlerle çok prova yapamamıştık, iyi hazırlanamamıştık ama performansları da çok iyiydi. Hep bestecileri konuşuyoruz ama genç, Mimar Sinan mezunu, mesela Metropolis Quartet, MİAM'dan genç müzisyenler vardı ve inanılmaz bir özveriyle çalıştılar.

Kaç müzisyen vardı?
Her bestecinin eserine göre değişiyor, dört kişi, üç kişi diye ama toplam on iki tane yorumcu vardı. Metropolis Quartet (yaylı dörtlüsü), Triom (piyano, keman ve çello) ve Müge Hendekli vardı (piyano). Selen piyano parçalarını kendisi çaldı. Ben caz kökenli bir müzisyen olarak böyle bir şey görmemiştim. Müziğe gerçekten sanat gözüyle bakıyorlar ve konservatif değiller. Siz onlara bir şey götürdüğünüz zaman, mesela caz dünyasında öyledir, biraz avant-garde bir şeyse hele para da yoksa kimse yanaşmaz. Sonuçta bu konserde az prova yapılmasına rağmen gerçekten 'müzik' çıktı. İnsanlar da çok sevdiler.

İkinci konserde de aynı besteciler mi olacak?
Hayır. Kimden parça bulabilirsek. Çok sert olmasa da bir eleme var tabii ki.

Seçimi kim yapıyor ki?
Bilmiyorum. Biraz ben organize ediyorum aslında ama tabii ki ben seçiyorum diye bir şey yok. Zaten bildiğimiz insanlar ama benim kafamda mesela MİAM'dan ayrılıp Hollanda'ya giden bir arkadaşımız var, öyle dışarıdan da bu konsepte uyabilecek arkadaşlarımız da var. Parçaların çok birbirine benzemesi güzel değil ama çok ticari bir şeyler yapmış birinin bestesinin olması da hoş değil. İllaki MİAM'lı olması da şart değil. İkinci konserde Selen'in yerine Murat'ın (Yakın) parçası olacak. Benim parçam, aslında master bitirme tezim. Ben hep çaldırabileceğim şeyler yazmaya dikkat ediyorum. İki geçmişimi de birleştirmek istedim bu eserde. Bir de çok Batı formunda olmasını istemedim. İşte yaylı dörtlüsü, trio falan çok zevkli, eğleniyoruz ama bu orkestrasyonlar artık ne kadar beni ifade ediyor diye düşünüyorum. Benim bir de son dönemde Şenol'la (Küçükyıldırım) birlikte çalıştığımız free bir projem var. O da çok açtı bir müzisyen olarak beni, çok geliştirdi. O ikisini birleştirmek istedim ve sekiz kişilik bir eser çıktı. Yaylı dörtlüsü, onlara bir bas ekliyoruz, piyano, davul seti -Şenol çalacak- ve saksofon. Böyle bir şey işte. Bakalım nasıl olacak?

Bu konser ne zaman olacak?
30 Mart'ta.

Peki diğerleri?
Kesin tarihlerini bilmiyoruz ama hep ayların son haftalarında olmak üzere Nisan ve Mayıs'ta da konserler olacak. MİAM'ın Maçka'daki salonunda olacak konserler. Konserlerde besteciler eserleri hakkında da biraz bilgi veriyorlar. Açıklamakta da fayda var çünkü. Zor bir müzik deniyor ama zorluğu biraz da dinleyicinin tembelliğinden kaynaklanıyor. Dinleyici ile bağ kurma işini biz kendi aramızda da tartışıyoruz. Modernizm kaynaklı bir müzik olduğu için yaptığımız işin estetik tarafı bazen kaybolabiliyor. Çünkü modernizmde fikir öndedir, estetik geri plandadır. Bu müzikleri yazıyoruz ama kimse dinlemiyor bunları. İnsanların dinledikleri şeylerden çok kopuk. Bu taraf bence gerçekten bestecilerin kafa patlatması gereken bir mesele. Müziğin çok soyut olması gerekmiyor ama bunun karşısı da var; dinleyici ne durumda? Mesela cazın ne olursa olsun çok büyük bir dinleyici kitlesi var ama onun da bazı şeyleri tartışılmalı. Yani besteciler kendilerini sorgulamalı ama kesinlikle dinleyiciler de sorgulamalı.


Raife Polat