|
İki kent arasında müzik Oğuz Büyükberber İstanbul semalarından Amsterdam semalarına seyredeli çok oldu. Artık çalışmaları iki kentte devam ediyor. Her zamanki gibi pek çok farklı projede yer alıyor Oğuz. Bir yandan da bir tür Velvele olan çalışmalarıyla çıkıyor karşımıza; geçtiğimiz baharda yayımlanan "Canlı" albümünde olduğu gibi. Şimdilerde Çağlayan Yıldız ve Ayşe Tütüncü'nün yeni projelerinin konserleri için Türkiye'de. Bu kadar üretken bir müzisyenin içinde bulunduğu ortamları merak etmemem mümkün değildi ve bir İstanbul ziyareti sırasında konuşma fırsatı yakalayabildik. İşte Oğuz Büyükberber'in son uğraşları... 2003'te canlı kaydedilmiş bir albümünü dinleme şansımız oldu ama kayıtlar daha eskiydi tabii. Nerede ve ne zaman kaydetmiştiniz albümü? ![]() Tam tarih vereyim; 14 Kasım 2000. 14 Kasım şarkısı da oradan geliyor o zaman? 14 Kasım isimli parça o gün perform edilmek üzere yazdığım bir payçaydı ama sonraki zamanlarda da sıklıkla çalındı, değişmedi. İstanbul'da bir kulüpte kaydettik albümü. İlk iki parçada bir iç içe geçmişlik var. Senin müziğindeki 'doğaçlama çalınmış' etkisini daha da arttırmış bu. Kendiliğinden mi öyle gelişti, yoksa çalmaya başladığınızda zaten kurguladığınız bir şey miydi bu? O an öyle gelişti, biz de öyle çaldık gibi bir durum yok. Tamamen planlanmış, programlanmış bir geçiş. Orada track numarası olarak belki bir şey değişmiyor ama parçalar değişiyor. Mesela "My favorite things", "India" falan... Yani üç parçanın hiç durmadan arka arkaya çalınması önceden planladığım bir şey. Böyle çalınması konser havası etkisini de arttırmış. Arttırmış olduğunu düşünüyorsan sevindiğimi söyleyebilirim, çünkü o hedeflenmiş bir şey. Bir kere canlı performe edilmek için tasarlanmış bir programı dinliyorsun kayıtta. Dolayısıyla aslında kayıtta dinlediğin şey konserin kendisi olduğu için tasarım da tamamen parçaların nasıl akacağı üzerine oldu. CD haline geldiği zaman adının "Canlı" olarak seçilmiş olmasının anlamı da o oldu. "Canlı"daki müzisyenlerin bazıları önceki albümün "Velvele"de de çalmıştı ve bunun da bir tür Velvele olduğunu belirtmişsin albüm kapağında. Nedir bu Velvele olma durumu ve ufukta yeni bir Velvele var mı? Çok kaba bir tabirle ben ne kadar eklektik bir adamsam Velvele de onun bir yansıması. Dolayısıyla bir şey icat ettiğimi falan iddia etmiyorum ama kendi kendime yarattığım bir kod ad Velvele. Ben yapıyorum ve işte bu da bir Velvele. Bundan sonra yapacağım şey de bir tür Velvele olacaktır dolayısıyla. Çünkü Velvele'de vakt-i zamanında konuştuğumuz birçok şey, hayatımda yer alan katmanlar, o katmanların iç içeliği, birçok duygunun eş zamanlılığı. Onlar çeşitli dozlarda, çeşitli işlerimde tabii ki çıkıyor. "Canlı"daki konsept diyeyim -istemeden kullandığım bir kelime olacak şu an için- belki "Velvele" isimli albümün bütünündeki renklerden bir veya birkaçına direkt link kuran bir konsept. Onun için de 'bir tür' açıklaması var. Bu da bir Velvele'dir değil de, bir tür Velvele'dir. Mesela "Velvele" albümündeki tınısal çok renklilik ve türsel çok renklilik, "Canlı"da sadece türsel çok renklilik olarak devam ediyor. Çünkü tınısal çok renklilik enstrümantasyonla kısıtlanmış durumda. Bu da bir tercih. Onun dışında türsel çok renklilik bir anlamda "Velvele" albümündeki kadar geniş bir yelpazeye dağılmıyor ama bir şekilde yine bir yolculuk hissi var. Mesela "Koçu" isimli parçadaki ruh haliyle "Bak" isimli parçadaki ruh hali ve açılış parçası olan "Drum'n'base"deki ruh halleri arasında epeyce fark olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla şu müzik türünün albümüdür diye bir şey söylemek istemem. Zaten belli bir tür albümü dinlerken parçalar peşpeşe geldiğinde bir süre sonra havaya girersin ama senin albümlerinde pek de öyle olmuyor. İki parça dinliyorsun, üçüncüsü bambaşka tınlayabiliyor. Bu da biraz dikkatli dinlemeyi getiriyor beraberinde ya da dikkat etmiyorsan bile birkaç parça sonra, az önce hiç de böyle tınlamıyordu bu albüm diye düşünebiliyorsun. Bu da senin söylediğin türlerin ve tınıların zengin renkliliğine denk düşüyor zaten. İşte o da bir tür Velvele'nin ne olduğuna dair nötr bir açıklama.
Biraz Hollanda'da neler yaptığından söz edelim. Birkaç
projeyi bir arada götürüyorsun şu sıralar sanıyorum.Geçtiğimiz Akbank Caz Festivali'nde sahne alan Turqumstances projesi bence hem Türk dinleyicisi için hem de Avrupalı dinleyici için dinlemesi çalmasından daha kolay olan bir müzik yapıyor. Bu proje Hollanda'da yaşayan üç Türk müzisyenin; biri ben olmak üzere, Çağlayan Yıldız ve Şahin During'in başlattığı bir proje. Şahin yarı Hollandalı yarı Türk bir perküsyoncu. Projeye adını veren Turqumstances kelimesi ingilizcede durum anlamına gelen circumstances kelimesinin Türklük hali gibi Turqumstances'e dönüşmesi. İsim babası Çağlayan Yıldız. İlk başta hedeflenen ana bir nüve oluşturup, beste ve düzenlemelerin bu çekirdek kadro tarafından yapılıp, üzerine değişik durumlarda, değişik konuk sanatçılarla geliştirilerek öncelikle Avrupa seyircisine ulaşmak. Türklük hali ismiyle de bağ kuracak, bizim müziğimizi çağrıştıracak direkt uygulamalar değil ama tamamen bir unsuru olarak Türk müziği ritimlerini, dizelerini kullanarak bir çerçeve çizmek. Geçen Mayıs ayında Hollanda ve Belçika'da bir turne gerçekleştirdikten sonra Türkiye'ye ulaştı proje. Bir seneden uzun zamandır aynı repertuarla Avrupa ve Türkiye'de konserler verildi, şu anda projenin konumu daha çok repertuar yenilemesi aşamasında. Repertuar yenilenirken nasıl bir tını arzuluyoruz, bir sonraki aşamasında ne tür müzisyenleri konuk etmeyi düşünüyoruz, şu anda bu dönemdeyiz. Bunun dışında benim Hollanda'da yer aldığım Office-R isimli bir proje var. Liderliğini Koen Nutters üstleniyor. Yapılan müziği -biraz ingilizce terimler kullanacağım ama- abstract electro acoustic müzik olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Gerçekten bunu nasıl tercüme edeceğimi bilemedim. Programatik olmayan, yani özellikle altı çizili bir hikaye anlatma kaygısı olmayan ve aynı şekilde altı çizili bir melodik alt yapı kullanmayı hedeflemeyen, daha çok dokulara ve değişik katmanlardaki tını dokularının zaman içerisindeki hareketini baz alarak ilerleyen bir müzik. Daha araştırmacı bir müzik yani. Öyle demek yanlış olmaz sanırım. İki kişi misiniz? Hayır. Temel nüve altı kişi. Perküsyon, kontrbas, bas klarnet, bariton saksofon ve iki bilgisayar müzisyeni. Konserler workshop'larla destekleniyor. Projenin yaptığı müziği bu workshop'larla daha anlaşılır kılmaya çalışıyoruz. Ocak sonunda Berlin'de bir festivalde bir hafta boyunca workshop'lar ve konserler verildi. Benim için tabii çok farklı yerler tutuyor Turqumstances ve Office-R projesi. Turqumstances'de direkt olarak birtakım geleneklerle bağ kurarak müzik yapıldığı için daha geniş kitlelere ulaşmak mümkün. Diğerindeyse tamamen soyut, daha izole bir araştırma müziği ortamında bir şey icra ediliyor. İki farklı çalışma biçimi, farklı kaynaklardan besleniyor ve bu kaynaklar neredeyse hiç kesişmiyor. Birisi diğerinden daha iyi anlamında söylemiyorum bunu ama her ikisi de beni ve Velvele'yi besleyen bir şey.
İki farklı projeden söz ediyorsun. Turqumstances'i biliyorum
biraz. Rahatlıkla albüme dönüşebilecek bir repertuarı var zaten. Ancak Hollanda'da
albüm çıkarmanın buraya göre daha zor olduğunu söylemiştin. Nasıl bir yol
izleniyor peki?(Hollanda'da albüm çıkarmak zor ama Avrupa için bunu söyleyemeyiz. Hollanda çok küçük bir ülke. Amsterdam birtakım Hollanda köylerine göre Hollanda'nın en kaotik yeri. Hayatı boyunca Amsterdam'a gelmekten korkmuş ve oraya gelmeyi reddetmiş birtakım Hollanda vatandaşları var. Oysa Amsterdam dediğiniz yerin nüfusu 750 bin ve bu nüfusun yüzde 40'ı da yabancı. Dolayısıyla çok küçük bir çevre aslında ve birçoğumuzun bildiği eğitim falan gibi sebeplerden dolayı da çok fazla müzisyen var. Çok fazla iyi müzisyen var demiyorum ama çok fazla müzisyen var ve doğru dürüst bir plak şirketi de yok. Çünkü local dağıtım yaparak çok fazla iş yapamayacaklarını düşünüyorlar. Müzisyenler de Fransa'da, İngiltere'de, Almanya'da daha büyük ve uluslararası dağıtım gücü olan plak şirketleriyle çalışıyorlar. Hollanda gibi, Belçika gibi küçük Avrupa ülkelerinde genelde böyle oluyor. Örneğin bizim Office-R projesinin de içinde yer aldığı "Kraakgeluiden Document 1 1999-2003" başlıklı CD geçtiğimiz günlerde uluslararası dağıtım yapan Un Sounds plak şirketinden çıktı ve benzer yaklaşımda müzik yapan 12 grubu içeriyor. Aynı projenin yeni albümü ise x-ore şirketinden çıkmak üzere. Peki o zaman Ayşe Tütüncü ile olan projeden söz edelim biraz da. Benim yaklaşık yedi yıldır dahil olduğum Ayşe Tütüncü'nün piyano, perküsyon grubu iki sene önce dünyanın en saygı gören caz festivallerinden biri olan Northsea Caz Festivali'nde, oldukça da önemli bir sahnede konser verdi ve çok iyi yazılar çıktı. Evvelsi yaz Almanya'daki bir festivalde Wayne Shorter'dan önce sahne aldı. Geçtiğimiz Eylül ayında da İtalya'daki bir festivalde çaldı grup. Ayşe'nin şimdiki projesi, kendisi, Yahya Dai ve benden oluşuyor. Müziğin tamamı Ayşe tarafından düzenleniyor. Bestelerin çok büyük kısmı kendisine ait, bir kısmı da Carla Bley, Astor Piazzola gibi isimlere ait. Şu ana kadar benim içinde bulunduğum projelerle kıyaslamam gerekirse, çok fazla yazı çizi içeren bir proje ve Türk izleyicisi için yeni bir şey olacağını düşünüyorum. Klasik oda müziği tınısına yakın anlardan Anadolu'ya falan kayan ama hepsi tıkır tıkır giden, içinde olmaktan keyif aldığım bir proje. Çalışmalara devam ediyoruz ve Mart ayındaki konserlerle dinlenme şansımız olacak. Raife Polat |