Oi Va Voi; adı bile çekici

Caz Festivali bitti. Oldukça ıslak ama keyif verici bir festivaldi bu yılki. Radio Mundial, Oi Va Voi, Funk Off ve Orchestra Baobab'ın peşpeşe sahne aldığı kapanış etkinliği Caz Pazarı, Ayazaağa'nın saklı yeşillikleri içinde, İstanbul Kültür ve Kongre Merkezi olacağı günleri umutla beklediğimiz kaba inşaatın yer aldığı geniş alanda tıpkı geçen yılki gibi, esintili taze bir havada güzel bir gün yaşattı orada olanlara. Yine de benim için en unutulmaz olanı, aslında orada bulunmamın da en önemli nedeni olan Oi Va Voi'nin eşsiz performansıydı.

Yanılmıyorsam Oi Va Voi ile ilk tanışıklığım bahar aylarına rastlıyor. Çoğu zaman yaptığım gibi Açık Dergi dinlediğim bir akşamüstü birbirinden güzel üç şarkı ile karşıma çıkan bu Londralı grup o kadar ilgimi çekmişti ki hemen internete girip araştırmaya başlamıştım. Kendi siteleri her türlü bilgiyi sundu bana, hatta şarkılarını dinleyebilme şansını bile edindim. Sonra bir koşturmacadır başladı ve bir türlü var olan tek albümleri "Laughter Through Tears"ı alamadım. Derken Festival programı netleşmeye başlarken Caz Pazarı'na katılacak gruplar arasında gördüm isimlerini. Üstüne albümlerini edindim ve konseri iple çekmeye başladım. Ve hiç hayal kırıklığına uğratmadı beni Oi Va Voi. Caz Pazarı'nın tek bis alan topluluğu da onlar oldu. Evet, diğer gruplardaki gibi çılgınca dans ettirtmedi insanları, gerçi herkes Lemez'in davetini kırmayıp, sahnenin önünde yerini aldı ve bedenleri müziğe kayıtsız kalamadı ama daha çok müziğe odaklanmış gibiydi dinleyici. Başka türlüsü düşünülemezdi zaten, çünkü gerçekten etkileyici, akıl çelici, hüzünle eğlenceyi bir arada hissettiren oturmuş bir müzikleri var.

Altı Londralı Yahudi müzisyenden kurulu Oi Va Voi. Yahudi olduklarını özellikle vurguladım, çünkü Yahudi kimliklerini müziklerine de sonuna kadar yansıtıyorlar. Gitarist Nik Ammar Latin müzik, davul ve perküsyonda Josh Breslaw hip-hop ve afrobeat, bascı Leo Bryant funk kökenli. Kemancı (aynı zamanda viyola, melodika ve piyano da çalıyor) Sophie Solomon zamanında sıkı bir drum'n'bass DJ'iymiş. Trompet ve vokalde Lemez Lovas şu sıralar Türk müziğine merak salmış, klarinet ve vokalde Steve Levi ise Kletzmer'e ilgi duyuyor. Londra'nın çok renkli kültürünün de etkisiyle farklı türlere odaklansalar da Yahudi kültürü en çok beslendikleri alan. Kletzmer'den de, Eşkenazilerden de, Sefaradlardan da etkiler taşıyor müzikleri. Ama geleneksel bir çizgileri yok. Tam tersi yeni bir ses peşindeler. Bunun için de sound'larının temellerini drum'n'bass ve dans müziği üzerine kurguluyorlar.

2000 yılından beri birlikte üretiyor Oi Va Voi elemanları ve o zamandan beri İngiltere'nin hemen her yerinde ve New York'ta Knitting Factory'de verdikleri konserlerle ciddi bir dinleyici kitlesi edinmişler kendilerine. Buddha Bar seçkilerinde DJ Kriminal Gangsta ve yapımcı Hefner'in remix'lediği parçaları yer almış. 2003 Eylül'ünde de ilk albümleri "Laughter Through Tears", Nitin Sawhney, Badmarsh & Shri gibi müzisyenlerin albümlerini de yayımlayan Outcaste'den çıkmış. Albüm Oi Va Voi'nin sesini Londra dışına taşırmayı fazlasıyla başarmış. Hatta New York Times, 2003 yılının en iyi on albümünden biri seçmiş "Laughter Through Tears"ı. İlk single'ları "7 Brothers" tipik Yahudi melodisiyle bezeli, drum'n'bass vuruşlu dinamik bir parça. Ardından listelere giren "Refugee" ve "Yestreday's Mistakes" ise özellikle Katie Tunstall'ın vokaliyle öne çıkan, sözleri ve besteleriyle etkileyici iki şarkı. Sırası gelmişken İskoçyalı şarkıcı Katie Tunstall'ın her ne kadar bir Oi Va Voi üyesi olmasa da albüme katkısının çok büyük olduğunu söylemek gerek. İstanbul'daki konserde de sırası geldiğinde arkada oturduğu yerden fırlayıp dinleyeni hem dansı hem sesiyle bir anda tamamen farklı bir atmosfere sokmayı başarabilen Tunstall'ın sesi, albümün modern duruşu ve dans etkisini güçlendiren çekici bir renk.

"Laughter Through Tears"ın tek parçalık bir albüm olmadığını da belirtmek isterim. Albümde yer alan 10 parçanın onu da iz bırakabiliyor. Tunstall dışında cazın edepsiz çocuğu Earl Zinger, Yidish şarkıcı Majer Bogdansky ve Özbeklerin pop divası Sevara Nazarkhan'ın katkıları da görüyoruz albümde. Yerel bazı dillerde de şarkılar var ama ne yazık ki bunların nece olduğunu anlayamadım. Kulağa hoş geldiğini söyleyebilirim sadece ve Steve Levi ile Lemez Lovas'ın derin, puslu sesleriyle bu dillerin çok iyi örtüştüğünü. Bir de tüm elemanların, hatta niyeyse beni biraz ittiği halde arada sırada Sophie Solomon'un bile pek sevimli ve içten olduklarını eklemek isterim bu yazıya. Şimdi albümü tekrar tekrar dinlerken Lemez'in yarım yamalak Türkçe'siyle dinleyiciyle gerçekten iletişim kurmaya çalışması geliyor aklıma. Tüm konser boyunca kendi halinde arkada gülümsemeyi sürdüren Leo Bryant ile Nik Ammar'ın biste nasıl koptukları... Ve tabii Steve Levi'nin yüzünden eksik etmediği gülümsemesi, klarinetini çalmadığında ellerini, kollarını ne yapacağını bilemeyen sallapati görüntüsü...

"Bir dahaki konserde görüşmek üzere" diyerek ayrıldı sahneden Oi Va Voi. Umarız çok özlettirmezler kendilerini...


Raife Polat