Müslüman mahallesinde salyangoz satmak gibi

Bir zamanlar kırtasiye şimdi müzik butiği Lale Plak, İstanbul'un, özellikle de İstiklal Caddesi'nin hızla değişen, kalabalıklaşan, tüketen yüzüne nispet, ilk günlerdeki gibi kalitesinden ödün vermeden ve çizgisini değiştirmeden yaşamını sürdürüyor. İbrahim ve Yusuf Atala tarafından Beyazıt'taki Beyaz Saray'da bir kırtasiye dükkanı olarak açılan Lale Mağazası, buranın istimlak edilmesiyle 1954 yılında Tünel'deki şimdiki yerine taşınmış. Önceleri yine kırtasiye malzemeleri satmaya devam etmişler. Daha sonraları ise 45'lik ve 33'lükler girmiş dükkana. Sonra Yusuf Bey'in oğlu Hakan Atala dahil olmuş Lale Mağazası'na ve bir kesim müziksever için vazgeçilmez olan Lale Plak, eskinin tadını koruyarak, şimdide var olabilmenin güzel bir örneği olmuş İstanbul için. Mayıs 2004'te 50. yaşına girmeye hazırlanan Lale Plak hikayesinin gerisini Hakan Atala anlatıyor...

Kırtasiyeden tamamen müziğe geçişten başlayalım isterseniz...
80'lerde yanılmıyorsam, tam tarihini hatırlamıyorum ama o tarihlerde ben dükkana adapte olmuştum ve ikisinin bir arada olamayacağını düşündüm, sadece müzik olmasına karar verdim.

Siz nasıl dahil oldunuz tam olarak? Çok da gönüllü değilmişsiniz galiba?
Yok. Hiç böyle bir düşüncem yoktu ama sağlık sorunları, şudur budur derken ihale bana kaldı. Her şeyden önce babayla çalışmak zordu ama zaman içinde kendi yarattığınız şeylerin pozitif anlamda karşılığını almaya başladıkça, sahiplenme de başladı. Yaptığım sanki doğru bir şeydi, öyle gelmeye başladı bana. Bundan 20 sene önceki müzik bilgim falan buranın içeriğini bugünkü gibi kılmıyordu. O zamanlar daha her şey vardı. Bu son 15 senede tamamen kendi zevkimi buraya yansıtmaya çalıştım. İşin doğrusu bu. Önceleri plak vardı, kaset vardı, kartuş vardı, 45'likler vardı. Enteresan bir düzen vardı burada. Dosyalarda hepsi yazılırdı. Her şeye bakılmazdı, plakların sırtını göremezdiniz. Katalog açardık; işte 45'likler, A yüzünde şu parçalar, B yüzünde şu parçalar. İnsanlar oradan seçerdi. Bunlar kodlanmıştı, raflardan alınırdı.

O yıllarda bu kadar plak şirketi yoktu, ihracat-ithalat daha zordu, müzik sektörü -en azından Türkiye'de- o kadar gelişmemişti, aradığınız bir şeyi o kadar kolay bulamazdınız, değil mi?
80'lerin başında plak fabrikaları falan vardı tabii. Ciddi bir plak tüketimi de vardı. O zaman da legal değildi pek bu tür şeyler. Çok net hatırlıyorum, benim gibi ilgilenen ve yurt dışından plak getirtenler olurdu, Michael Franks, Al Jarreau falan, onların orijinallerini getirtiyorduk ve mesela Melodi falan basardı onları. Öyle bir şey vardı. Maliyetler mi daha ucuzdu bilemiyorum ama kesin olan bir şey var, alım gücü o zamanlar farklıydı. Hele '80-'90 arası kaset zamanını hatırlıyorum, çok ciddi kaset satışları olurdu. Bunun tek sebebi, yurt dışına göre beşe bir oranında daha ucuz olmasıydı Türkiye'nin. Compact Disc'e girildiği zaman da aynı kaset gibi olacağını umuyordum ama olmadı.

Dükkan taşındığından beri Tünel'desiniz. Nasıldı o zamanlar Tünel?
Burası bizden önce keman tamirhanesiymiş. Bu cadde de bir sürü plakçı vardı. Müzik aletlerinden çok, plak satılan bir sokaktı burası yani.

Baştan beri müzikle ilgili bir yapısı vardı demek ki?
Tabii ki. Buranın dokusunda var o. Müzik aletleri yapımı, satılması, stüdyolar daha yeni. Bizim gibi kaset satan, plak dolumu yapan bir sürü mağaza vardı o zamanlar burada. Sonradan buna ilginin düştüğünü gördüler ve müzik aleti falan satmaya başladılar.

Peki, insanlar Lale Plak'a geldiklerinde ne buluyorlar? Nasıl bir çizgisi var buranın?
Şimdi insanlar piyasaya sürülen her şeyi kolaylıkla bulabiliyorlar. Benim gibi daha spesifik şeyler satan yerler yok. 20 yıl önce neyse şimdi de o. İnsanlar bizim gibi butik, birebir alışverişleri çok destekliyorlar. Bende de vardır o; bir alışkanlık. Yönlendirilmeyi de istiyorum bazen. Biz de gelenleri doğru yönlendirmeye çalışıyoruz. Kemikleşmiş bir müşteri profilimiz var.

Bu profil yavaş yavaş değişiyor mu peki? Gençler ilgi duyuyorlar mı örneğin?
Hayır, gençler yok hiç.

Üzücü bir şey bu aslında değil mi?
Çok üzücü ama hak veriyorum onlara, çok pahalı bir zevk çünkü.

Yani bunu sadece fiyatlara mı bağlıyorsunuz? Beğeniyle de ilgisi yok mu? Şimdiki gençlerin ne kadarı caz, ne kadarı world music ya da klasik müzik dinliyor sizce?
Çok az. Klasik müzikle ilgilenen çok var ama benim dükkanın metrekaresine göre çok. Bunlar da genellikle okuyanlar, çalanlar falan.

Çünkü sadece fiyatlara endekslersek, gidip de Justin Timberlake CD'si alabiliyorsa, bunları da alabilmeli gibi bir sonuç çıkıyor.
Hıım. Onu tabii bilemiyorum. Mutlaka alıyordur ama annesine babasına aldırıyordur. Kendisinin alabileceğini pek sanmıyorum. Şimdi yabancı kaset 10 milyon falan galiba, bilmiyorum satmadığım için, lisede okuyan, orta halli bir gencin kasete 10 milyon verebileceğini ben zannetmiyorum.

Şimdi bir de farklı alternatifler var tabii; internet'ten download edebiliyorsun falan...
Tabii, iyicene koptu. O ayrı bir hikaye!

Siz o hikayeye çok sıcak bakmıyorsunuz galiba?!
Hiç sıcak bakmıyorum. Bu sektörün sonuna doğru gidişat bence. Ben bunu çok eskiden de söylüyordum. Müzik sektörünün gidişatı hiç iyi değil; CD kopyaları, internet, ...

Kopyalama çok eskiden beri vardı ama. Ben gayet iyi hatırlıyorum, biz de kaset kopyalardık, hatta kopyalanmış kasetleri satın alırdık. Çünkü orijinallerine erişmek de o kadar kolay değildi, yoktu.
Tamam da, şimdi işler daha da kolaylaştı. Maliyetler de düştü. Bir CD'ye bir milyon verip alabiliyorsunuz.

Eh, bizim zamanımızda boş kasetler de bir maliyetti doğrusu.
O zamanlar boş kaset patlaması vardı, şimdi de boş CD patlaması var.

Şimdi elektronik müzik zamanı ve hem Türkiye'de hem dünyada teknoloji o kadar yaşamımızın içine girdi ki, her şey çok hızlı artık. Dünyanın bu değişen çehresinde bu kadar kendi halinde ve bu değişimin dışında bir yeri ayakta tutabilmek nasıl bir şey?
Ben her şeyi bir moda gibi görüyorum artık ve müziği de öyle yapıyorlar. Bu kentleşmeyi falan da kapsıyor. Popülizmi kapsıyor. Çok yakın bir örnek Latin mesela. Latin müziği kaç yüzyıldan beri vardı, birden bire patladı. Şimdi de bitti. Elektronik müzik de aynı bence. Ben de bu değişimlere göre tavrımı koyuyorum. Yani satabileceğime inandığım, içeriğine inandığım ürünleri almaya çalışıyorum ve bu benim için hiçbir zaman kayıp olmayacak diye düşünüyorum. Buradaki CD'lerin yüzde 90'ını dinliyorum. Kimdir, nedir bakıyorum ve ona göre seçiyorum.

Yani alıcıya direkt olarak bir fikir verebiliyorsunuz.
O zaten şart. Başka türlü satamam. Buradaki diğer arkadaşlar da öyle. Zaten gelen kişi de yönlendirme istiyor. Ben bu işin içindeyim. Binlerce CD var dinlediğim ama ben bile bazen takip edemiyorum. Tüketici bunu hiç takip edemez ve bu çok doğal.

Tabii. Her ne kadar bir tıkanıklık var dense de üretim de hiç durmuyor.
Durmuyor ama durum kötü. Dünyada böyle. Bazı kalıcı şeyler var tabii ama her şey çok çabuk eritiliyor. Biraz iyi niyetli bir yaklaşım belki ama bunun bir geçiş dönemi olduğunu düşünüyorum.

Gençlerin genelde alım gücünden dolayı gelemediğini söylüyorsunuz, peki sizde promosyon ürünler olabiliyor mu?
Yok. Öyle bir şeye yanaşmıyorum ama klasiklerde falan çok uygun fiyatlı label'lar var, onları tercih ediyoruz. İşin talihsiz yanı CD, kitap gibi şeyler ihityaç değil artık, tamamen lüks. İlk ona bile giremiyor ne yazık ki.

İçeriği biraz daha açalım mı?
Ağırlık caz ve klasik. Sonra world music geliyor, rock çok az var. Önemli bir reyonumuz klasik gitar. Yerli CD'lerde geleneksel müzik ağırlıkta. Çünkü buraya çok yabancı geliyor. Mevlevihane'ye yakın olmamız nedeniyle de epey yabancı müşterimiz var ve geleneksel müziğimize ilgi duyuyorlar. Benim yurt dışında yaşayan sürekli müşterilerim de var. Onlar için iyi bir seçenek oluyor burası. Yabancı CD'leri de görüyorlar ve şaşırıyorlar. Bu kadar metrekarede bu kadar çeşidi görünce büyüleniyorlar. Bu reaksiyonlar bizi de mutlu ediyor tabii.

Kaç CD var yaklaşık ve nereden alıyorsunuz?
7-8 bin tane. Genelde distribütörlerden alıyorum, bazılarını da kendim ithal ediyorum. Bazı caz label'ları burada bulunmuyor, onları ben getirtiyorum. Modern klasikle bayağı uğraşıyorum. Ticari getirisi olmayan bir şey ama 20. yüzyıl klasiklerini çok önemsiyoruz.

Onları da siz mi getirtiyorsunuz?
Bazılarını evet.

Universal getiriyordu bir ara ama kataloglardaki kadar zengin değildi çeşitleri?
Evet. Şu anda en büyük sıkıntımız o zaten. Çünkü Universal şu anda dünyadaki en önemli firma. Çok önemli caz ve klasik kayıtlarını barındırıyor.

Ama Universal Türkiye caz ve klasik bölümünü kapattı.
Evet geçen yıl kapattılar ve çok az şey geliyor artık ve bu bizim için de büyük bir sıkıntı. Bu bahsettiğim rakamların yüzde 40'ı onlara ait çünkü. Biz de Universal'in getirtebildiği şeyleri getiremiyoruz, ancak burada distribütörü olmayan şeyleri getirtebiliyoruz.

Kemikleşmiş müşterilerinizin siparişlerini de karşılıyor musunuz?
Burada distribütörü varsa veya benim bağlantıda olduğum firmalardan yayınlanmışsa getirtebiliyorum.

İstiklal Caddesi'nin değişen yüzü, her gün bir yenisi açılan ya da el değiştiren café'ler, barlar, büyük müzik marketler, hareketlenen kültür yaşamı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ben eski İstanbullu olduğum için bu konuda biraz muhafazakar sayılabilirim. Bence kültür teslim olmuş vaziyette. Bu müzik dükkanlarının büyümesi, çoğalması da bunun bir yansıması.

Pop kültüründen mi söz ediyorsunuz?
Artık adını siz koyun. Sadece müzik dükkanları değil tabii, açılan kulüpler falan her şey. Yani Beyoğlu'nun hali benim açımdan korkunç. Herkes çok memnun ama ben değilim. Galatasaray'dan bizim buraya kadar olan bölüm için aynı şeyi söyleyemeyeceğim tabii.

Galatasaray-Tünel-Galata arası?
Evet. Yerimin burada olması da şans. İnşallah Beyoğlu daha buraya kadar şişmez diye umuyorum. Benim için ticari olarak getirisi olur ama istemem. Çünkü ben 11 yıl önce burayı restore ettiğimde, çok rahat yukarıda bir yerde de bu işi yapabilirdim. Burayı sıfırlardım, gümüşümü bilmemnemi de asar giderdim ama benim davam o değil. Buraya, buranın hakkını verebilecek olan insanlar gelsin. Belki biraz snop bir yaklaşım ama ben tercihimi ona göre yaptım. O lüksümü de kullanmaya çalışıyorum.

Buralarda ufak ufak bir hareketlenme var ama...
Çok gözle görülür bir şey yok. Yerleşim olarak bir gelişme olmasını çok isterim. Ortam olarak çok güzel. Oturanları falan tanıyoruz. Bu çok hoş bir şey. Müzikle ilgili herkes buraya geliyor. Bu da benim için çok büyük bir avantaj. Müzisyenlerle daha çabuk tanışmamı sağlıyor. Çok fazla müzisyen müşterimiz de var, sohbet etmek için gelenler bile var. Ama bizim yapabileceğimiz fazla bir şey yok, tarihe dokunamazsınız, seyredeceksiniz ve ne olduğunu göreceksiniz.


Raife Polat