Güzel olduğun kadar 'gerçek' misin?*

Diana Krall Açıkhava'da sahne alır. Dinleyiciler arasında, en ön sırada kocası Elvis Costello da yerini almıştır. Konserin sonlarına gelindiğinde, beklenen son gerçekleşir; Costello sahnede karısının yanında, ona tek bir parçada eşlik eder. 11 Temmuz 2006 İstanbul'un tarihine -en azından müzikseverler için- altın harflerle yazılmıştır…

Gönül böyle olmasını çok isterdi sayın okuyucular, eminim İKSV'ciler de çok çok istemişlerdir ama geçen yılın bombası Costello'dan sonra, Festival'in bu yılki bombası Diana Krall da hayranları için unutulmaz bir performans sahneleyip tek başına terk eyleyecek İstanbul'u.

Açıkçası hayalini kurduğum şey, sadece, müzikle ilgilenen biri olarak kaçırılmaması gereken bir an olabilirdi benim için. Şahsen ne Costello'yu ne de Krall'u yakın takibe almış, hayranlıkla dinleyen biri değilim. Hatta her ikisine de biraz antipatim olduğu bile söylenebilir. Ama itiraf etmeliyim ki, tam da bu noktada ikisinin evliliklerinin müziklerine yansıması benim için -ve eminim müzikle ilgilenen pek çok kişi için- oldukça eğlenceli ve ilginç.

Costello, kariyeri boyunca daldan dala konmuş, punk gibi aşırı uçlardan neredeyse pop sularına yelken açmış bir müzisyen olduğu için, Krall'un onun müziğine etkileri -varsa- çok şaşırtıcı değil aslında ama 2004 yılında gelen "The Girl in the Other Room"un Diana Krall'un müzikal yolculuğunda yepyeni bir sayfa olduğu kesin. Hoş devamı gelmedi. Krall 2005'i "Christmas Song" ile bitirirken klasik sound'una geri döndü. Bize de temmuz sıcağında kış şarkılarıyla merhaba diyecek bu nedenle ağırlıkla. Ama bu ilişki sürdüğü sürece yeni sürprizlerin bizi beklediği açık. (Şu an öğrendiğim taze bir haberi de eklemeden edemeyeceğim bu noktada; Diana Krall hamileymiş. İşte medyaya ve müzik piyasasına yepyeni bir malzeme daha!)

On üç yılda dokuz albüm, 1999 yılında "When I Look in Your Eyes" ile gelen en iyi caz vokalisti grammy ödülü, daha da önemlisi o yılın en iyi albümü grammy ödülü, sürekli listelerin en üstlerinde yer almak, sürekli iyi eleştiriler ve vazgeçilmez olmak. Diana Krall'un kariyeri böyle özetlenebilir rahatlıkla. Daha ikinci albümden itibaren Tommy Li Puma gibi 'üst' bir yapımcıyla, Ray Brown, Russell Malone, Peter Erksine, Christian McBride gibi müzisyenlerle çalışmak, Verve çatısı altında olmak ve tabii ki Elvis Costello ile evli olmak da cabası. Görüldüğü gibi artıları çok çok fazla. Ama en büyük artısı ne biliyor musunuz? Güzelliği! Onun doğal sarışınlığı, yeşil gözleri ve düzgün fiziği plak şirketlerinin arayıp da bulamadığı olağanüstü bir özellik. Hele de bir caz müzisyeniyseniz. (Şimdi bu satırları yazarken düşündüm de, bu derece alımlı başka bir caz müzisyeni gelemedi gözümün önüne gerçekten de, enteresan.) İşte bu güzellik, kariyerinin ilk yıllarından beri hep ön planda tuttuğu bir özellik Diana Krall'un ve bana soracak olursanız bunca hızlı ilerlemesinin en birincil nedeni. İyi bir piyanist olabilir ama iyi bir sesi, daha doğrusu akılda kalıcı, farklı, müthiş bir ses rengi ve olağanüstü yorumları yok. Berklee her yıl dünya kadar mezun veriyor, New York iyi müzisyenden geçilmiyor, Avrupa'da öyle. Hal böyleyken sadece iyi olmak, bunca liste başarısını getiremez gerçekten de. Bir artınız olmalı. İşte Diana Krall'un artısı da bu; güzelliği! Ve bu güzellik başa bela değil gördüğünüz gibi. Gerçekten iyi, yaratıcı pek çok müzisyen için sevimsiz olduğu söylenebilir bu durumun. Doğrudur da. Ama hayatın gerçekleri…

Şimdiden geleceğin efsanesi diye söz ediliyor Diana Krall'dan. Ella kadar iyi bir scat şarkıcısı değil -bana soracak olursanız hiç ama hiç iyi değil- ama Peggy Lee gibi güzel bir sesi var deniyor ve duygusal bir derinliği olduğu söyleniyor sesinin. Benim sesini/söyleyişini sevmememin en en büyük nedeni ise sesinin donukluğu tam tersine. Ama güzellik görece bir kavram bunu herkes biliyor. Diana Krall'un sesi bana göre ne iyi ne güzel. Öylesine dinleyeceğim ama üzerinde durmayacağım sıradan bir ses yalnızca. Müzik endüstrisi için bulunmaz Hint kumaşı, para makinesi. Standard'lardan hoşlanan, klasik yanlısı caz dinleyicisi için iyi olabilir belki, daha yenilikçiler içinse ilgi göstermeye değmeyecek biri muhtemelen. Sonuç ne olursa olsun, Diana Krall, 21. yüzyıl caz müziğinde bir çığır açtı şimdiden. Düşünsenize, 25 yılın üzerine "en iyi albüm" grammy'si bir caz albümünün oldu. Gençlerin onu keşfedebilmesi için Costello'yla biraz daha müzik yapması gerek gerçi ama Madonna kadar popüler neredeyse. Ve son yıllarda hep bir pop ya da rock deviyle adı anılan İstanbul Caz Festivali -ki bu nedenle çok da eleştiri alıyor ama kimin umurunda- bu yıl 'gerçek' bir caz divasıyla sahnede. Paul Weller da kimmiş!!!


Raife Polat


* Tayfun Polat'ın aynı adlı kitabından alıntı.