|
Bu sadece bir başlangıç... Küçük yaşlardan beri müzikle iç içe. Babası kontrbasçı Yaz Baltacıgil'in isteğiyle viyolonsel çalmaya başladı. İstanbul Devlet Konservatuvarı'na girdi. Derken bir gün İstanbul'da konser veren Guarneri Dörtlüsü'nün çellisti Peter Wiley ile tanıştı ve yaşamı değişti... Kariyerinin henüz çok başında Efe Baltacıgil. Ancak emin adımlarla ilerliyor. Çıktığı bu güzel müzikal yolculuğun izlerini sürmeye çalıştık onunla... Peter Wiley ile tanışmanız, Curtis'de eğitim, Isaac Stern ile tanışma ve ardından onu anma konserinde devlerle birlikte aynı sahneyi paylaşma, şimdi de Philadelphia Orkestrası'nda viyolonsel grup şef yardımcılığı... Bütün bunlar bize olağanüstü geliyor, heyecan veriyor. Sizin için nasıl bir duygu, hayallerinizle paralel mi, yoksa hayallerinizin üstünde bir konum mu? İlk viyolonselle tanıştığım günü hiç unutmuyorum, bana gerçekten bir arkadaş olacak bu nazik, değerli cam ve kelebek ağaçlarının kucaklaşmasının coşkusu, kokusu hala aklımdadır. Elbette o gün önümdeki upuzun yolun hiç farkında değildim, ne sevgili Yo-Yo Ma'dan ne de Philadelphia Orkestrası'ndan haberim vardı. Şimdi yolun ilk çeyreğinden arkama baktığımda mesafe hiç fena değil ama bu sadece bir başlangıç olmalı, çünkü sanatta son var mı bilmiyorum... Pek sanmıyorum.
Itzhak Perlman, Pinchas Zukerman, Midori, Yo-Yo Ma... En çok
hangisi iz bıraktı sizde? Hala konuştuğunuz, görüştüğünüz, fikir alışverişi
yaptığınız var mı içlerinde?Elbette o rüya grupta herkesten etkilendim. Viyolonselci olduğumdan dolayı Yo-Yo Ma ile aramızda daha çabuk iletişim kuruldu ve gerçekten de o benim bugüne kadar tanıştığım en seviyeli ve akıllı insanlardan biri oldu. Sadece müzik çalmanın, bizi belli bir noktaya getireceği fakat sonrası için çok daha dolu, güçlü, akılcı bir hayat görüşüne ihtiyacımız olacağını bana karşılıklı konuşmalarımızdaki 'dünyayı nasıl daha iyi yapabiliriz?' sorusu ile farkettirmeden öğretti. Yeni kuşak müzisyenlerle iletişiminiz / paylaşımınız nasıl? Geçtiğimiz mart başında Curtis'de 26 yaşındaki Eli Marshall'ın viyolonsel konçertosunu Curtis Senfoni Orkestrası eşliğinde dünyada ilk defa seslendirdim. Ayrıca oda müziği ve resital çalışmalarımda da şu ana kadar genellikle hep genç muziyenlerle çaldım. 17 Nisan'da İşsanat'ta Anna Polonsky, Kasım başında da Boğaziçi Üniversitesi'nde Serra Tavşanlı gibi genç ve çok yetenekli piyanistlerle çalacağım. Orkestranın epey zamanınızı aldığını biliyoruz. Ancak orkestra dışında da projeleriniz vardır mutlaka. Örnegin Avrupa'da ya da Asya'da orkestra dışında solo konserler vermek istiyor musunuz ya da repertuarınıza katmak istediğiniz, üzerinde yoğunlaşmak istediğiniz eserler ya da albüm projeleri var mı? Ben pek plan yapmam, bu yüzden ileride ne tür fırsatlar karşıma çıkar bilemem ama elimden geldiğince daha iyiye doğru olan bu zevkli yolculukta fırsatları değerlendireceğim. Rahat çaldığınız, yorumladığınız, kendinizi yakın hissettiğiniz besteciler kimler? Bach, Brahms, Beethoven, Tchaikowsky, Musorsky, Faure, Arvo Part. Ayrıca Dvorak ve Elgar viyolonsel konçertolarını çalmak hep büyük bir zevk. Günümüzde müzik başlı başına bir sektör haline geldi. Kültürler birbirinden etkileniyor, türler iç içe geçiyor, teknoloji her alanda olduğu gibi müzikte de ağırlığını her geçen gün arttırıyor. Tüm bu hızlı gelişmelerin içinde klasik müziğin gitgide dinleyici kaybettiği söylenip duruyor. Siz nasıl bakıyorsunuz duruma? Genellikle bir konsere gittiğinizde eğer ilginiz dağılmaya başlıyorsa bunun birkaç sebebi olabilir ama en büyük sebep yorumcunun başarısızlığıdır. Bence tamamen biz müzisyenlerin sorumluluğu olan bu mesele için zor da olsa bir çözüm olmalı. Elbette günümüzde klasik müzik çok popüler değil, çünkü klasik müzik popüler bir müzik değildir. Siz hem İstanbul'da hem de Philadelphia'da eğitim aldınız. Türkiye'de klasik müziğe verilen önem malum, peki klasik müzik dinleyicisindeki düşüş ya da gençlerin daha az ilgi göstermesi diyelim, eğitimi de etkiliyor mu? Yani klasik müzik eğitimine talep nasıl yurt dışında? Okulların klasik müziğin talep edilmesini arttırıcı bir rolleri olabilir mi? Benim gördüğüm kadarı ile tüm dünyada görülen klasik müzik dinleyicisindeki yaş ortalamasının yükselişinin elbette eğitim ve ortam ile güçlü bağları var. Ana ve ilkokul dönemi hepimiz için çok hassas ve önemli yıllar, bu zaman içinde eğer oyun ile karışık zevkli ve cazip bir eğitim sistemi içinde klasik müziğe yakınlık sağlanabilirse bence ileride benden çok daha iyi viyolonselciler dinleyeceğimiz kuşkusuzdur. Eğer bu ortam sağlanamazsa ve ileride hiç klasik müzik sever kalmazsa ben birkaç arkadaşımı toplar onlara biraz J.S. Bach çalıp yeni döngüyü başlatırım. Müzikle iç içe bir ailede büyümüşsünüz. Babanızla orkestra provalarına gitmekten çok hoşlandığınızı, çok şanslı olduğunuzu söylüyorsunuz. Ama yine de merak ediyorum; hiç başka bir işle uğraşmayı düşündünüz mü? Müzisyen olmasaydınız ne olurdunuz mesela? Benim büyüdüğüm ortamda müzisyen olmamak neredeyse imkansızdı. Her zaman denize olan yakınlığım yüzünden size yelkencilik cevabını vereceğim. Son olarak, Efe Baltacıgil klasik müzik dışında neler dinler, nelerden etkilenir? Sevdiğim başka müziklerin müzisyenleri, Keith Jarret, Dave Holland, Erkan Oğur, Bill Evans, Queen topluluğu, Extreme, Dream Theather ve aklıma şimdi gelmeyen diğerleri. Raife Polat |