Bir koreografın gözünden kendi eseri

Koreograf, dansçı İlyas Odman'ın şu sıralar Galataperform'da sahnelecek "Yorgun version 2" adlı eserine, ansızın bir başka mekanda daha rastlayabileceğinizi de düşünerek odaklanmaya karar verdik. Ancak bu kez koreografın kaleminden gerçekleştiriyoruz bunu. Müzik tasarımı Bahadır Dilbaz, dramaturjisi Alexandre Abellan ve Hanna Koriech'e ait eserde İlyas Odman koreograf, dansçı ve kostüm tasarımcısı olarak karşımıza çıkıyor. Ve eserin konseptini ve üretim sürecini bizimle paylaşıyor...

Kafka'nın 'Dönüşüm' hikayesinde Gregor Samsa; bir sabah yorgun uykusundan uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. Buradaki göndermelerden ilki Samsa'nın yorgunluğu'dur. Onu böceğe dönüştüren olgulardan en önemlisi yaşadığı şartlardan oluşan ağın onu fiziksel ve düşünsel olarak 'yormuş' olmasıdır. Yorgunluk, ekstrem çalışmanın getirdiği kassal bir sonuç değil, belli bir aynılığın, bir rutinin, geleceğe karşı bir ümitizliğin yarattığı bir 'ruh hali'dir. Güçsüzlükle alakası yoktur, başlı başına 'ezici' güç olan bir durumdur. Koreografinin ilk kısmında 'güçlü' bir bedenin 'güç'e dayalı akrobatik hareket kombinasyonlarının nasıl 'güçsüz' gözükebileceğinin araştırılmasının nedeni budur; hareket bireyin bedeni dışından uygulanıyor, kuvveti kalmayan beden büyük bir 'güç'le savruluyordur, yorgun beden 'güçsüz' değildir, sadece uygulanan güç onun kontrolünden çıkmış, 'dışarı'dan uygulanmaktadır. Bu noktada birey bedeniyle yabancılaşmış, onu 'dışlamış', 'böcek'leştirmiştir. Böcek, insan bedenine en uzak organik formdur, hem fiziksel şekil hem de hareket biçimi olarak en 'öteki' olandır. Bir böceği beden olarak kabul etmek bireyin en kendine ait olana, 'bedeni'ne tam anlamıyla yabancılaşması demektir. İşin ilk kısmında bu yabancılaşma hareketsel olarak araştırılmıştır, bedenini yorgunluk nedeniyle yitirmek...

İkinci kısımda ise bedeni tanımlayan en önemli algıların, yani beş duyunun yitimi ve geri kazanımı araştırılmıştır. İnsan bedeniyle ve diğer beden/mekanlarla sadece beş duyusu ile iletişim kurar, onu 'kendisi' yapan bilgi/anı/izlenim deposunu bu beş algının kullanımı ile elde eder. Genel geçer hareket/davranış kalıpları bu beş algının tüm bireylerde 'aynı' olması üzerine kurulur. Kendi vücudunuza ve diğerlerinin vücuduna yöneliminiz bu algıların ortak özelliklerine göre kurgulanır. Peki böceğe dönüşme sürecinde bu algılarını yitirmiş ve yenilerini kazanmış birey, onlara tekrar eriştiğinde kendi etine ve çevresinin etine nasıl tepki verir? Bu tepkiler genel beden sosyolojisine ne kadar uyar? Toplumsal bakış üzerinden kurgulanmış beden dili bireysel olarak yeniden oluşturulduğunda ne kadar kabul edilebilir görünür?

Kafka'nın 'Dönüşüm'ündeki değişimin çağdaş bireyin kendini ve etini 'öteki' kılması metaforu dışında, işin kullandığı bir diğer metin ise 'dans' eyleminin kendisine dönüştü. 'Dansçı/dans edebilme yeteneğine sahip olan kişi' bedenine yakınlaşan mıdır, yoksa ona belli teknik süreçler sonrasında yakınlaşan mıdır? Klasik bale, jimnastik, akrobasi, modern dans gibi dans teknikleri ile eğitilen beden kişiselleşir mi, yoksa tam tersi standardize mi olur? İkinci kısımda kullanılan şarkıda sorulan soru hem dansçının kendisine hem de seyredenedir: 'Fiziksel nedir?', 'Güzellik nedir?' soruları 'bedenin estetiğine ve gücüne' dayalı olduğu düşünülen dansta nasıl bir karşılık bulabilir? Koreolojik yapının iki kısmının arasında özellikle bu çelişki üzerinde durulmaya ve bu çelişki görünür kılınmaya çalışılıyor. İlk kısımda 'seyredenin yapamayacağı güçlü ve estetik bir yapı içinde hareket eden dansçı' bedenine yabancılaşmanın en üst noktasında seyircinin hayranlığını uyandırır, ama bu hayranlık bir noktada 'öteki'ne duyulan hayranlıktır; genel yapının dışında olana, azınlıkta olana, yeteneği içerisinde sıkıştırılmış, 'sahne'ye, yaşam alanının dışına itilmiş olana duyulan 'hapsedici' ve 'kısıtlayıcı' bir hayranlıktır. Dansçı, yabancılaşmış olandır, tüm bedeni onun olmanın ötesinde hem seyirciye hem de dans tekniğine aittir. İkinci kısımda ilk duyu organı olan 'dokunma'yı geri kazanırken herhangi bir sosyal vektörü olmayan 'omuz'una ve temel sosyal vektörlerden biri olan 'cinsellik'i üreten 'üreme organı'na aynı yabancılıkla yaklaşır. Toplumsal davranış biçimlerinden arındırılmış, bir noktada 'uzak'a, yani 'sahne'ye itilmiştir. Ancak bu yabancılaşma gerçeği sahne yalanına taşındığında irite edici bir yapıya kavuşur, çünkü her önkabul gibi bu davranış biçimi varolsa da bilincin ardında taşınır, bilinçüstüne çıkmaz. Dansçının cinselliği dansçı olmayanın cinselliğini saklamasını olumlar, dansçı cinselliğine yabancılaşırsa seyreden onu kabul etmek zorunda mı kalır? Dansçı en son noktada bir 'böcek' olarak varolduğu sahnede onu tüm diğer algılarıyla beraber geri kazanmaya başladığında, onun üzerinden toplumsal algıyı çektiğinde ve diğer alımlamalarıyla (tat, ses vs...) aynı değeri verdiğinde nasıl bir alımlama oluşur? İşin bir diğer göndermesi de böyle okunabilir mi?

Kafka ilk olarak bu öyküsüne 'değişim' adını vermişken sonra 'dönüşüm' olmasına karar vermiştir. Bunun nedenini 'değişim' kelimesinin 'otokontrol' kavramını daha çok içermesi olarak gösterir. Değişim bireyin aldığı bir karar doğrultusunda, bilinçle izlenilen bir süreçtir. 'Dönüşüm' ise daha organik ve daha bilincin kontrolu dışında, bedensel bir eylemdir; böcek dönüşür, tırtıl dönüşür, Gregor Samsa eylemsizliği ve kabulu nedeniyle dönüşür. Dansçı teknik eylemle, standartizasyonla bedene yabancılaşmanın en uç noktasına gidebilir ve dönüşebilir. İşin sonunda dansçının/Gregor Samsa'nın en son kazandığı duyu organı 'görme'dir, genel yapının üzerine kurulduğu en temel duyu organı olan 'görme' seyretme eyleminin temelidir, genel yapının asalı 'seyretme' eylemi üzerine gerçekleştirilir. Sahne sanatı her ne kadar 'duyma' organını da kullansa da -ki sahnedeki dansçı/Gregor Samsa'nın 'duyma' organına kavuştuğunda duyduğu ilk ses eserin müziğidir, seyircinin eserin başından beri duyduğu müziği dansçı sonra duyar, bu işte dansçı hakimiyetini yitirmiştir, iktidar seyircidedir- esas olarak 'görme'ye yaslanır. Dansçı/Gregor Samsa görmeye başlar başlamaz sahne alanındaki yabancılaşmasını farkeder. Bu alan duyularını geri kazanmış, onları 'fiziksel' olarak kabul etmiş ve sosyal kodlarından sıyırmış olan bir eski dansçı / yeni 'hiçbir şey' için yabancı bir alandır, yaşamın dışındadır. İşin sonunda 'tamamlanmış' olan dansçı, en son seyredene bakar, bu bakışın içerdiği duygu şaşkınlık ve meraktır. Aynı zamanda bir yargı içermez, kesinlik taşımaz, fiziksellik kesinlik taşıyan bir yapı değildir, kesinlik insan yargılarında ve eylemlerinde arzu edilen ama asla ulaşılamayan, 'var kabul edilen' bir önermedir. Gregor Samsa fizikselliğine kavuştuğunda elde edeceği bedeni yeni bir bedendir, hem geçmişi içeren hem de bugünü kutsayan. İşin sonundaki dansçı dans olmayan bir hareketi, geçmişi içeren ama geleceğe bir önerme getiren bireye 'dönüşmeyi' arzulayandır. Bir özeleştiri ve bir gülümseme olmayı diler ve soru şudur: 'What is phsical? (Fiziksel nedir?)'


İlyas Odman

Fotoğraflar: Pınar İlkiz